‘Mankenler Kralı’ Engin Koç şimdi ne yapıyor?

0
81
Bir dönem podyumun aranılan isimlerinden biri de Engin Koç’tu. Eski manken, eğlence hayatından uzakta sakin bir hayat yaşıyor. Emekli maaşı ile geçinen ve spiritüel konular hakkında eğitimler alan Koç ile eski şaşaalı günleri konuştuk.

Eğlence sektörünün altın yıllarını yaşadığı 1980 ve 90’larda defile organizasyonları da yeni yeni çoğalmaya başlamıştı.
Podyumların aranılan yüzlerinden biri de Engin Koç’tu. Bir dönemin yıldız mankeni mesleğe ilk nasıl adım attığını şöyle anlatıyor:
“1976 yılında Nişantaşı’ndaki komşumuzun kızı, mankenlik okuluna gidiyordu. İstanbul Reklam ve Saklambaç gazetesinin mankenlik yarışmasından bahsetmişti. Ben de o sıralar Galatasaray’ın voleybol takımındaydım. Yarışmaya katıldık. 500 erkek arasından ilk 20’ye girdim. 17 yaşımda Ajda Pekkan, Cüneyt Arkın, Seyyal Taner, Sezen Cumhur Önal’ın jüri üyesi olduğu yarışmada ‘Mankenler Kralı’ oldum. Mankenlik hayatım böyle başladı. Ondan sonra da Başak Gürsoy’un modellik ajansına kaydoldum. O yıllarda Türkiye’de çok manken yoktu ve İstanbul 1. Moda Gösterisi düzenlenecekti. Hilton’da Vitali Hakko’nun başkanlığında seçmeler yapıldı. Havuz başındaki büyük defilenin mankeni seçildim. Yabancı hocalar bize yürümeyi öğretti. Ve bu mesleğe âşık oldum. O yıllardan beri bir sürü defile, katalog çekimi her şey güzel gitti.
Ondan sonra da yabancı koreografi yapanlarla çalışmalarım oldu. Yurtdışı turnelerine katıldım. Yabancı bir grupla 2 yıl dünya turu yaptım. 90’larda da Televole’de Acun Ilıcalı ile çalıştık. Doğuştan eğlenceliydim. Özgüvenim çoktu benim. İçmeden eğlenenlerdendim.”

Bir döneme damga vuran Mankenler Kralı Engin Koç şimdi ne yapıyor

Çıplak poz vermem deli cesaretiydi
Engin Koç, 1988 yılında ise Duygu Asena’nın genel yayın yönetmenliğini üstlendiği Kadınca dergisinin kapağına çıplak şekilde poz vermişti. Bu kapak, o dönem kadın çıplaklığının metalaşmasına bir karşı duruş olarak gösteriliyordu.
Koç, “Bu pozu vermeye nasıl ikna oldunuz?” sorusuna şu yanıtı veriyor:
“Deli cesareti, şu an böyle bir şey yapmam mümkün mü… Hatta o dergi için kadın kılığına girmiştik. Beyoğlu’nda gezerek poz vermiştik. Allah rahmet eylesin Duygu Asena’yı çok severdim, şeker gibi bir insandı. ‘Engin bir şey olmaz, sen çok cesur bir çocuksun’ diyerek beni ikna etmişti. Başka biri olsa kesinlikle yapmazdım.”
Engin Koç, modellikten sonra ise beyazperdeyle tanıştı. Koç, Temel Gürsu’nun sinema kariyerinde önemli bir yer olduğunu söylüyor: “Temel Gürsu, bana ilk rol veren yönetmen oldu. Yardımcı oyunculuklardan sonra başroller geldi. 50’ye yakın filmde oynadım. Çok aklı ermeyen bir insandım. ‘Şu rolü oynayacaksın’ dediklerinde ‘evet’ derdim. Ardından filmde anlardım kötü adamı oynadığımı. Çok bakir çocuklardık. O dönem Banu Alkan’la çalışmak çok güzeldi. Olağanüstü şeker bir kadındı. Harika Avcı da öyle… Ama en çok sükseyi ‘Canısı’ dizisinde yapmıştım. Kötü adam rolündeydim. Tam patlayacakken bu işlerden uzaklaşmaya başladım.”

Şimdiki defilelerde sopalar yürüyor gibi
Engin Koç, “Türkiye’de modern mankenliği başlatan nesil olarak bahsediyorlar sizden… Neydi sizin farkınız?” sorusuna şu yanıtı veriyor:
“Evet, haklılar. Rahat, ritmik, dans edebilen, dikkat çeken adamlardık. Podyumda, sırtımıza kazık takmışlar gibi yürümüyorduk. Defileleri eğlenceli hale getiriyorduk. İnsanlar bizim şovlarımıza aylar önce bilet alıp kuyruk olurdu. Şu anda da çok güzel defileler var ama sopalar yürüyor gibi. Dik dikler hep… Uzun boylu ve yakışıklı erkekler. Fizikleri var başka da bir şey yok. Onları izlemek keyifli ama şu an görsel olarak bu iş ön planda. Biz eskiden podyum üzerindeydik şu anda mekanlar, podyum olarak kullanılıyor. Herkesin bir zamanı var. Fakat bizim zamanımızda bu iş daha keyifliydi. Belki çok büyük paralar kazanmadık ama bu mesleğin ciddiye alınmasını sağladık. Yine dünyaya gelsem aynı şekilde bu mesleği yapardım.”
Eski manken, “Şu an mankenlik yapsaydınız daha mı çok para kazanırdınız?” sorusunu şöyle cevaplıyor: “Aynı durumda olsam yatlarda katlarda oturuyordum. Biz parayı bulamadık. Biz bu işin kaymağını yiyemedik. Bu kadar marka yoktu o zaman. Fakat insanlar daha çok itibar görüyordu.”